Teşhisle İlişkili Gruplar(TİG)-Klinik Kodlama Birimi
10 Mayıs 2024

Teşhisle İlişkili Gruplar (TİG) nedir?

Teşhisle İlişkili Gruplama, ABD'de 1973'te Yale Üniversitesi araştırmacıları tarafından hastane maliyet ve kalite denetimi amacıyla geliştirimliş bir araç olup 1980 yılından itibaren geri ödemelerde de kullanılmaya başlanan bir vaka sınıflama sistemidir. Yatan hastalar, belirli verilere göre, belirli bir algoritma kullanılarak sınıflanmaktadır. 2005 yılında başlayan bir projeyle Ülkemizde ilk çalışmaları başlamıştır. 2009 yılında sonuçlanmıştır.
Tig Çalışması Hacettepe Üniversitesi Araştırma Projesi (HUAP) olarak adlandırılan bu projenin alt çalışma başlıklarından sadece biridir. Bu süreçte oluşan birikimler Sağlık Bakanlığımız bünyesinde TEŞHİS İLİŞKİLİ GRUPLAR ŞUBESİ?NİN oluşturulması ile değerlendirilmeye başlanmıştır.
Bir yatan hasta sınıflandırma yöntemi olarak TİG'ler; ortaya çıkan maliyetler ile hasta türlerini tanılarına ve işlemlerine göre sınıflandırarak türdeş vakalarla harcanan tedavi kaynaklarını ilişkilendirmeyi sağlar.
Harcanan tedavi kaynaklarını parasal değerlerden çok bağıl değerkatsayı formunda değerlendirmeyi destekler

Teşhisle İlişkili Gruplar (TİG) neyi amaçlar?
TİG düzeneğinde amaç;
Sınırlı kaynakları vakaların türlerine ve şiddetine dayalı olarak adil bir biçimde dağıtmak -Hastane verimliliğini ve etkililiğini teşvik etmek -Sistematik, anlamlı klinik veri toplamak.

Teşhisle İlişkili Gruplar (TİG)'in çalışma mantığı nedir?

Her hasta benzersizdir; her hastanın bir dizi farklı klinik tanısı, risk faktörü, aile durumu ve çevresi vardır. Hasta düzeyindeki çeşitlilik, neredeyse sonsuzdur. Bu çeşitliliği anlamlandırmak için, bunları benzer koşullar tanımlayan gruplara ayırmamız gereklidir. İlk başlangıç noktası, bunların hastalıklarıdır.
Hastayı ana hastalığına (birincil tanıya) göre gruplandırmak ve daha sonra ikincil hastalıkların varlığına ya da yokluğuna göre alt gruplara ayırmak TİG'in ana çalışma mantığını oluşturur.
Ne yazık ki, TİG çerçevesi içerisinde yalnızca tanıları kullanmak, geçerli karşılaştırmalara izin veren yeterince homojen ve anlamlı grupların oluşumunu sağlamamaktadır. Bu nedenle iki taviz verilmiştir!
-Grupların oluşumunda işlemlerin de katkıları göz önünde bulundurulmuştur. -Bazı vakalar ve durumlar için uyarlama müdahaleleri yapılmıştır.
TİG atamaya baz teşkil eden değişkenler,
Hastanın tanısı ve işlemleri (ICD10-AM)
Yaşı
Cinsiyeti
Taburcu şekli
Yatış süresi
Yeni doğan ağırlığı
Günübirlik durumu
Yoğun bakım yatış süresi
Mekanik ventilasyon süresi vb.
gibi verilerdir. Bu nedenle söz konusu verilerin sisteme doğru girilmesi hastanın uygun TİG kodu almasında büyük önem taşır.
Öncelikle hastaneler tarafından tedavi edilen vakaların tanımlanması gereklidir.

Bu süreç için olmazsa olmazlar:
-İyi klinik dokümantasyon: Hastanede dökümantasyon (uygun hasta dosyası tutma) alışkanlığının yerleşmesi çok önemlidir
-Klinik kodlama: İyi klinik kodlama yapabilmek için iyi yetişmiş klinik kodlayıcıya gereksinim duyulur
-Gruplandırma
-Veri değerlendirme
-Sürekli analiz, geri bildirim oluşturma (kalite ve bilimsel): Hastaneler tarafından yapılan kodlamaların uygunluğunun düzenli olarak kontrol edilmesi ve hastanelere eksikleriyle ilgili geri bildirim oluşturma


Hekimlerimize Düşen Görevler
-Hekimlerimiz kendi uzmanlık branşlarına uygun tanı ve işlemler için e-kitaptan ilgili kısımları incelemeli
-Ana tanı ve ek tanı ayrımının yapılması, tanıların anlaşılır şekilde dokümante edilmesi (Tanımlanmamış, tipi belli olmayan, etken ajanı belirsiz, yatış epizodu ile bağlantısı olmayan tanılar kullanılmamalıdır çünkü kodlama kalitesini düşürür)
-Ana tanı ile ilişkili cerrahi veya diğer işlemlerin okunaklı, anlaşılır olarak ifade edilmesi (Tıbbı terimlerin yoğun kullanıldığı ameliyat notlarının kodlanacak şekilde işleminin karşılığı olan terimlere dokümante edilmesi, diğer işlemlerinde anlaşılır, kodlanacak düzeyde olması)
-Bir tanı destekleyici dokümantasyon olmadan kaydedilmişse kodlamadan önce klinik kodlamacı ilgili hekiminin görüşünü alabilir
-Kayıtlarda çelişki olması veya hastanın durumunu açıklayacak yeterli bilgi olmaması durumunda kodlamacıların ilgili hekimden gerekli bilgileri alması uygun kodlamanın yapılabilmesi için çok önemlidir.
-Ana tanı başta olmak üzere doğru tanı ve prosedürleri kaydetme sorumluluğu klinik kodlamacıya değil, klinik tedavi uzmanına aittir.
-Tam ve doğru dokümantasyonun hazırlanması, kodlamanın yapılması, teşhis ve prosedürlerin raporlanmasının gerçekleştirilmesi için klinik tedavi uzmanı ile klinik kodlamacının ortak çaba göstermesi temel önem arz etmektedir.
-Doğru kodlama ancak tutarlı ve tam klinik bilgilere erişimle olanaklıdır.